Akademik Kongreye Katılım

Diakonie Düsseldorf’un Düzenlediği ‘Göçmen Hassasiyetine Uygun Koruyucu Aile Hizmetleri’ Konulu Meslek Kongresine Katılım Sağlandı

Diakonie Düsseldorf 2019 yılında başlattığı ‘göçmen hassasiyetine uygun koruyucu aile hizmetleri’ projesinin ara sonuçları meslek kongresinde ele alındı. Kongreye Almanya’da konunun otoritesi olarak bilinen Siegen Üniversitesi’nden Prof. Klaus Wolf da katılım sağladı.

Açılışı Diakonie Düsseldorf adına Çocuk ve Gençler Birimi yöneticisi Rudolf Brune yaptı. Brune konuşmasında şu noktalara değindi:

'Kültür hassasiyetine dayalı koruyucu aile hizmetleri bugünden yarına çözülebilecek bir sorun değildir. Uzun nefesli bir çalışmayı gerektirmektedir. Bugünkü toplantımızda dinleyicilerimizin de farklı uyruk ve dinlerden olmaları konunun içeriğine de  uymaktadır. Özellikle konunun duayeni olan Prof. Wolf’a katıldığı için teşekkür ediyorum. Bay Wolf bizim projeye de yoğun bir şekilde destekleriyle eşlik etti. Wolf bu konudaki uzun nefesli bir temsilcisidir. Diakonie Düsseldorf’un koruyucu ailelik yanında evlat edinme hizmetlerinin de olması KRV-Eyaletinde az rastlanır bir durumdur.'

İkinci konuşmayı projenin yöneticisi olarak Boris Wellssow yaptı:

'Herkesin önyargısı olabiliyorsa neden bizim de olmasın diyerek bir özeleştiri yapmamız gerekmektedir. Kendi önyargılarımızı masaya yatırıp tartışmamız gerekmektedir. Bunun için çalışma gurupları iyi bir vesile olacaktır. Kültür hassasiyetini etnik köken ve dinin ötesinde de tanımlayabilmek lazım. Koruyucu aile hizmetleri üç kültürle meşguldür. Öz ailenin, koruyucu ailenin ve meslek danışmanının kültürleri. Bu projede Almanya nüfusunun % 5’ini teşkil eden Müslümanları öne aldık. Konuyla uğraşınca bu kitlenin de heterojen bir gurup olduğu anlaşılıyor. Biz-siz duygusu oluşuyor uğraştıkça. Bu konu sosyal bir soruna da işaret etmektedir.'

Projeyi hayata geçiren Polonya kökenli Müslüman araştırmacı Agata Skalska ise yaptığı sunumda proje kapsamında elde ettiği verileri paylaştı:

'Projeyi önce camilerde gerçekleştirmek istedik. İlgi var fakat kaynak yok. Kaynaklar sınırlı, bir organize gerçekleştirme konusunda. Sorulduğu zaman ilginin olduğunu fark ediyorsunuz. Ailelerin % 70’i koruyucu aile olmak isterim diyor, yine % 70’i konu hakkında bilgim yok diyor. Aynı ailelerin % 50’si islami yüklenici kurumlar buna aracılık yapsınlar diyor. % 30’u gençlik daireleri tarafından yeterince bilgi verilmediğini düşünüyor. Son aylarda T.C. Düsseldorf Başkonsolosluğuyla çalışıyoruz. Konsolosluk bir nevi köprü vazifesi görüyor. İnsanlar onların toplantılarına daha kolay gidebiliyorlar. Bu bir artı noktadır.

Sunumumda meslek danışmanları ve koruyucu aile adaylarından alıntılar aktaracağım. Bunları okurken üzerinizdeki etkilenmeyi de kontrol etmenizi tavsiye ederim. Sonuçta sorun hep 'kişi' odaklıdır. Kişi olgunsa kültür hassasiyetine sahip, değilse maalesef yeterince duyarlılık göstermiyor.'

Programın birinci bölümü Prof Wolf’un yaptığı ‘Göçmen hassasiyetine uygun koruyucu aile hizmetleri –niye yapmıyoruz?’ başlıklı konuşması ile bitti. Wolf konuşmasında şu hususlara değindi:

'Kültür hassasiyetine uygun hizmetler konusunda maalesef katılımlar hep az olmaktadır. Geçen Frankfurt’ta eğitim yardımları hizmetleri veren 400 elemanın katıldığı bir kongrede tek iptal olan çalışma gurubu ‘kültür hassasiyetine dayalı koruyucu aile hizmetleri’ idi. Yine Hessen’de yapılan bir toplantıda bu başlıktaki çalışma gurubu zar zor gerçekleşmişti.

2015 yılında Suriyeli göçmenler geldiğinde yoğun ilgi vardı, şimdi o ilgi birden düştü. Eğer sivil toplum kaynaklarıyla bu şekilde hareket edersek, ‘biz sizi araç olarak kullanıyoruz’ mesajını vermiş oluruz. Böyle yaparsak kendimizi de kandırmış oluruz. Konuyu kültür hassasiyeti diyerek basitleştiriyor muyuz diye kendime bazen soruyorum. Konu sadece eksik olan bir hassasiyetin olmaması değil, aynı zamanda kaynak sorunu, güç ve ırkçılık da birer faktördür.

İngiltere’de de buna benzer konular çok daha önce tartışıldı. Orada çocukların % 80’i koruyucu ailelerde. 10-12 sene önce oradaki siyahi sosyal çalışmacılar ‘same race placement’ başlığı altında siyahi bir çocuğun beyaz bir aileye verildiği, fakat beyaz bir çocuğun siyahi bir aileye verilmemesinin bir tesadüf olamayacağı konusunu tartışma gündeminde getirmişlerdi. Bu sosyal çalışmacılar siyahi bir çocuğun siyahi bir aileye verilmesini talep etmişlerdi. Gerekçelerinden birisi de o çocuğun renginden dolayı ileride karşılaşacağı ayrımcılığa nasıl tepki vermesi gerektiğine dair davranış kalıplarını bir beyaz ailede öğrenemeyeceği idi.

'Biz aynı kültürden uygun bir aile bulamadık' diyen meslek elemanlarını ‘nasıl arıyorsunuz? Bulmak için ne kadar çaba gösteriyorsunuz?’ diye sorgulamak gerekir.'

Daha sonra çalışma guruplarında bu konu meslek elemanları arasında tartışıldı ve sonuçlar paylaşıldı. Programa 30'un üzerinde meslek elemanı katıldı.

Ataşeliğimizin pedagoglarından Meryem Bayrak ve Sabri Aydın çalıştaya aktif katılıp Ataşeliğimizin konuya yaklaşımını ve faaliyetlerini tanıttılar. Kongre bağlamında uzmanlarla tanışıldı ve görüşmeler gerçekleştirildi.


Sonraki Sayfa: Bielefeld'de Kadına Karşı Şiddet Konferansı

Önceki Sayfa : 3 Aralık Dünya Engelliler Günü - “Engelleri Birlikte Aşalım”