'Babalar İçin Hareketli Zamanlar’ Başlıklı Kongreye Katılım

Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Aile Bakanlığı 01.02.2017 tarihinde Bielefeld’de ‘Babalar için hareketli zamanlar’ başlıklı bir meslekî kongre düzenledi. Düsseldorf Aile ve Sosyal Politikalar Ataşeliği uzmanlarından Harun KANDEMİR ile Sabri AYDIN Ataşeliğimiz adına bu etkinliğe katıldılar.

Moderatör Dr. Thomas Guntermann selamlama konuşmasında babaların aile ve çocuklarıyla ilgili ilişkilerinin artık medyatik bir konu haline dile getirdi. Spiegel dergisinde bu konu artık kapak yapılabilmekte ve blogcular arasında gündeme getirilmektedir. 5 sene önce medyada babaların durumu yer almıyordu, konu ana akım medyasına gelmiş bulunmaktadır. Bunun sebebi ise ‘megatrendler’.

Daha sonra Zukunftsinstitut Workshop GmbH kurumundan ‘gelecek araştırmaları’ yapan Andreas Steinle ‘Aile ve iş hayatındaki gelecek trendlerinden bahsetti: Dönüşüm yavaş ve fakat istikrarlı gelişen bir olgudur. An itibariyle bakıldığında küçük adımlarla az bir şeyin değiştiği sanılmasına rağmen zaman perspektifinde önemli miktarda bir değişimin yaşandığı gözlemlenecektir. Bir benzetme olarak dönüşümü göçmen kumullar resmini kullanabiliriz. Çöldeki kumulların esen yel doğrultusunda devinerek kaydıkları gibi toplumsal dönüşüm de böyle gerçekleşmektedir.

Son zamanlarda ‘Superdaddy’ şeklinde tanımlanan bir baba tipi ortaya çıktı. Bunlar ailelerine çok zaman ayıranlar ve fakat yine de mesleklerine de önem veriyorlar. 2012 yılındaki bir araştırmaya göre bu baba tipinin oranı % 11. Bunlar toplumu arkalarından sürükleyen öncülerdir. Bu ‘aktif babalar’ın % 98’i için meslek önemlidir.

Spiegel’in bir araştırmasına göre de babaların 1/3’i çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmek istemektedirler. Bu oran çok ciddi bir değişime işaret etmektedir, zira 10 yıl önce bu oran %3,5 idi. Şimdi % 30’a çıkmış durumda.

Mega trend denilen vaka ise büyük dalgalara benzetilebilir. ‘Dünya hareket ediyor, fakat yavaş’. Bu trendlerin istikameti ise sabit.

Birinci mega trend ‘bireyselleşme’. Bununla ‘kendini dizayn’ etme kastediliyor. İnsanlar nasıl yaşayacaklarına kendileri karar veriyorlar. Değişik hayat stilleri arasında tercihlerini yapmaktadırlar.

Aile Mahkemesi’ndeki ayrılmalarda çocuğun hayat merkezi olarak  % 95 oranında annelerin olacağı karara bağlanıyor. Bu ‘50’lili yıllarda takılı kaldığımızın bir göstergesi’.

İkinci mega trend ‘rol esnekliği’. Çocuğa kim bakacak sorusu karşısında kim isterse, kimin daha çok işine yarıyorsa, ebeveynler kendi aralarında nasıl anlaşıp ona göre karar veriliyorsa rol esnekliğinden bahsedilebilir. Teoride her ikisi çocukla ilgilenmeli diyenlerin oranı % 81 iken, babaların sadece % 19’u çocuklarına bakıyor.

50 yıl öncesine kıyasla ailelerin çocuklarıyla ilgilenme zamanları günde 16 dakikadan 59 dakika çıkmış durumda. 

Üçüncü trend ‘işYERinden kopuş’.(Abschied vom ArbeitsPLATZ) Yaygınlaşan anlayış, değer olarak iş’i mobilite ve fikri şimşeklerin oluşturduğudur. İş çıkarma bu değerlerle gerçekleşmektedir. Home-Office imkanları artmaktadır. Fakat bunun başarılı olması öz yönetimi bağlı. Evden çalışan kişi disiplinli olmalıdır. Bu imkan ise bütün işlerde tabiatı itibariyle gerçekleşmiyor.

Bunların dışında hem aile hem mesleğin bağdaştırılabileceğini dair yaygın düşüncenin bir yalan olduğunu söyleyen eleştirel sesler de gündeme gelmektedir. Bu konuda Susanne Garsoffky’nin ‘Die Alles ist Möglich-Lüge’[Her şey mümkün yalanı] kitabı önerilebilir. Bu ‘yalan’dan dolayı anneler babalar eve yorgun argın, bitkin hale gelmektedirler.

Son zamanların gündeme gelen bir başka konusu ise ‘Yeniden Gelenekselleşme Refleksidir.’ Ev hanımı tekrar geri gelmektedir.

Özet olarak yapılması gereken standartlığın ve esnekliğin karışımı bir şey çıkarmaktır. Her iki eğilimin avantajlarını almak gerekmektedir. ‘İş 20. Yüzyılda takılı kaldı. Update yapma zamanı geldi.’

Daha sonra kürsüye gelen Eyalet Aile Bakanı Bayan Christina Kampmann ‘Babalar için hareketli zamanlar’ başlıklı konuşmasına aile ve mesleğin bağdaştırılabileceğinin yalan olduğuna dair iddiayı geri çevirerek başladı ve bunun pekala mümkün olduğunu söyleyerek şöyle devam etti: Bu alanda dinamik bir gelişme söz konusudur. Kadınların % 50’si lise diploması almakta ve üniversite bitirenlerin % 50’si yine kadınlardan oluşmaktadır. Bir ailenin anlattığı gibi: ‘Çocuğumuzun doğumu sırasında hastanenin modern bir doğum odasına girdik ve fakat 50’li yılların bir çifti olarak çıktık.’ İlk çocuk gelince çok şey değişiyor. İlk etapta annenin ilgilenmesi normal olsa da ileri ki aşamalarda bu eşitlik ilkesi açısından bir sorun teşkil etmektedir.

Konuyla ilgili üç önemli nokta var:

1.     Toplumun genelindeki rol anlayışları.

Bu konuda bir dönüşüm yaşanmaktadır.

2.     Eşit değerde iş üretimi

Kadınların % 22’si aynı işi yapmasına rağmen bir erkekten daha az kazanmaktadır. Bu nedenle de maddi sebepten dolayı erkek evde çocuğa bakamaz duruma geliyor, istemelerine rağmen, çünkü daha iyi kazanan işe devam etmesi gerekiyor.

3.     Şirketlerin içinde babaların ¼ ebeveyn zamanı almaktadır.

Bunların için % 75’i ise sadece 2 aylık zaman alıyorlar. Bütün haklarını kullanmıyorlar. Aslında çoğu baba bu hakkı kullanmak ister fakat patronları bu konuya sıcak bakmadıklarından çekiniyorlar. Halbuki bu şirketlerin de faydasına. Memnun çalışanlara yatırım yapılınca bu iki kat geri geliyor. Babalar haklarını aktif şekilde talep etmeliler.

Sonuçta bağlılık araştırmalarının(Bindungsforschung) kanıtladığı gibi babanın çocuğuyla güçlü ve istikrarlı bir bağ kurması sonucunda çocuk hayata daha iyimser bakmayı öğrenmektedir.

Bakanın konuşmasından sonra ‘Yeni babalar kimler?’ başlıklı podyum tartışmasına geçildi. Burada şu önemli noktalara parmak basıldı:

·       Bu trend bir neslin trendi. Bütün babaların değil.

·       Rolleri partnerlik esasına göre müzakere sonucu belirlemek gerekir.

·       İstatistiklerdeki rakamlar yanıltabilir. Örnek olarak son on yıla nazaran babalar çocuklarına 10 dakika daha fazla zaman ayırıyorlar. Şöyle kıyaslamak mümkün. 15 saat çalışan var, 1 saat çalışan var, bunun ortalaması 8 saat, herkes 8 saat çalışıyor demek nasıl yanıltıcı ise, çocuklarına çok daha fazla vakit ayıran birçok baba da vardır.

·       Babalar zaman istiyorlar.

·       Yapılan araştırmalarda ‘aile dostu iş ortamı’ önem kazandı, kazanılan paranın önemi azaldı. Bu her ne kadar yavaş gelişse de.

·       Yine başka bir araştırmaya göre son 10 yılda ‘işten memnuniyet’ artmadı, çünkü iş kişinin durumuna uymamaktadır. Motivasyon ile innovasyon arasında sıkı bir ilişki var. Şirketler innovasyonla rekabette kalabilirler. Dolayısıyla işçilerinin motivasyonlarını aile dostu bir ortam ile yükseltebilirler. Bu da onların işine gelir sonuçta.

·       Federal Aile Bakanı Manuela Schwesig yeni bir kanun tasarısını gündeme getirdi. Buna göre şirketler iş alanlara verdikleri gelirleri şeffaf hale getirmek zorunda kalacaklar. Böylece aynı işi yapan kadınların ne kadar az kazandıkları ortaya çıkacak ve kadınlar eşit gelir haklarını talep edebilecekler.

·       Bestpractice modeller üzerinde durmak gerekir. İskandinav ülkelerinde bir baba çocuğunu ana okulundan almak zorunda olduğunda çekinmeden ‘Bana müsaade’ deyip toplantıyı terkedebilirken, Almanya’da bir çalışan sıkılarak, özür dileyerek ayrılmaya çalışıyor.

Podyum tartışmasından sonra panel toplantılarına geçildi. İki turda eşzamanlı olarak 5 panel semineri sunuldu.

Baba-çocuk-bağının önemi’ başlıklı panelde konuyu biyolojik açıdan beyinle ilgili yapılmış araştırmalardan yol çıkarak anlatan Prof. Dr. Anna Katharina Braun şu bulgularını paylaştı:

İnsan ve hayvanların beyin yapılarının çalışma şekli aynıdır, sadece yapısal durumları farklıdır.

Eğitimde genler mi yoksa çevresel faktörler mi daha önemlidir tartışmasıyla ilgili son varılan nokta, beyindeki sinir hücrelerinin kendisi değil, bu hücreler arasında oluşturulan ağ yapısının belirleyici olmasıdır. Hangi genler iptal ediliyor, hangileri devreye sokuluyor sorusu asıl önemli olandır. Bu konuda da çevrenin etkisi çok belirleyicidir. Bir benzetme yapılacak olursa genleri bir piyanoya benzetebiliriz. Bu piyanoda hangi tuşlara basılacağını belirleyen çevredir. Dolayısıyla bu kullanım sonucunda bir semfoni de çıkabilir bir kaos da. Epigenetik’de çevre, genleri kimyevi açıdan değiştirebiliyor. Genler değişince davranışlar buna uyum sağlıyor. Davranış ise beyinden gelmektedir.

Erken çocukluk döneminde beyindeki duygusal ağlar işlenmeye çok hazır bir durumdalar. Bu zamanda bu genlerle ilgilenilmezse ileriki yaşlarda bunu düzeltmek imkansızdır. Sıcak kalpli ve sevimli babalar çocukta özgüveni güçlendiriyorlar. Yapılan araştırmalara göre yüksek derecede bir babalık gayreti yüksek zeka oranları ve daha başarılı okul notlarıyla bağlantılı. Çünkü bu ilgilenme beyindeki kompleks sosyal, duygusal ve kognitif genleri daha yoğun canlandırmaktadır.

Yine bir diğer bulgu, babasız büyüyen çocuklarda mutluluk hormonu olarak bilinen dopamin liflerinin daha az gelişmesidir.

Beyindeki pfefrontal korteks kognisyon, duygusallık ve sosyal davranış merkezidir. Babasız çocukların veya baba ilgisi az gören çocukların bu bölümü az gelişmiş oluyor. Bir nevi standby modunda çalışıyor. Fakat bu da yine yetişkinlik dönemine gelince aradaki açık fark azalmaya başlamaktadır, tam kapanmasa da.

Yine babasız çocukların CRH-nöronları (stres hormonları) daha fazla.

Diğer bir panelin konusu ise ‘Eşler boşanınca çocuklar ne olacak?’ idi. Pratik dünyadan gelen Dr. Claus Koch şu tespitleri paylaştı:

Çocukların dünyaya meraklı, araştırmacı ve dengeli bir duygusal yapı ile açılabilmeleri için anne-babalarıyla bağa ihtiyaçları var. Bu bebeklik döneminde bebeklerin ses vermeleri, tutmaları, yakınlık aramalarıyla başlamaktadır.

Boşanma gerçekleşince çocukta bu bağ silinmiyor ve fakat tehlikeye atıldığı duygusu oluşmaktadır. Mutlu olan boşanmış ebeveyne sahip çocuklar nadirdir.

Çocuklar anne ve babayı bir ‘bütün’ olarak görüyorlar. Boşanma olunca onların nazarında dünyanın kendisi yıkılıyor, bir parçası değil. Çocuklarda boşanmaya karşı hiçbir şey yapamadıkları için bir ‘güçsüzlük duygusu’ (Ohnmachtsgefühl) oluşmaktadır. Ve ayrıca suçluluk duygusu da oluşabilmektedir. ‘Ben olmasaydım boşanma olmazdı…’

Boşanan veliler ‘çocuğumuz için en iyisi olmalı’ duygusuna aykırı hareket ettiklerinden kendileri de bir suçluluk duygusuna girmemeleri gerekir, çünkü çocuklar bunu hissediyorlar ve bu onların gelişimi için yararlı değil.

Boşanma kararı nasıl söylenecek:

·       Konuşmak, dolaylı yoldan mesaj vermemek

·       Konuşmayı iyi hazırlamak, hafta sonu gerçekleştirmek, çocuk konuşmadan sonra geri çekilebilsin

·       Sorumluluk üstlenmek. ‘Bu bizim kararımız, sizin bir suçunuz yok. Size belki acı veriyoruz ama sizin çocukluk döneminizin iyi gitmesi için elimizden gelen her şeyi bundan böyle de yapacağız’

·       Ahidleşme: Biz birbirimize (anne baba olarak birbirimizi suçlayarak) düşman olmayacağız.

Ayrılma sonrası:

·       Ritüelleri devam ettirmek

·       Emniyet ve sıcaklık duygusu yansıtmak (özellikle daha küçük yaştakiler için, bir merkez üslerinin olduğunu bilmeleri, örneğin annede)

·       Yeni partnerleri alıştırarak hayata katmak

·       Karşılıklı birbirini kötülememek (Eğer böyle yapılırsa aslında çocuğun bir parçasının kötülendiğini bilmek, çocuk böyle algılıyor çünkü)

Panellerden sonra bir motivasyon konuşmacısı olan Norman Gräter katılımcılara ‘Değişim karında başlar’(Umdenken beginnt im Bauch) başlıklı konuşmasına Einstein’ın şu sözünü aktararak giriş yaptı: ‘Bugünkü problemleri dünkü düşüncelerle çözemezsiniz’

Fikri dönüşümün 3 anahtarı bulunmaktadır:

1.     Anahtar: Benim durumum. Kendimi duygusal olarak nasıl hissediyorum sorusu kilit öneme sahip. Hepimiz aynı otobüste yolculuk yapıyoruz, fakat bazıları hep pencereden gölge tarafına bakarken, diğerleri güneşli tarafa bakmaktadırlar.

2.     Benim kendi hikayem. Kendi kendime anlattığım benimle ilgili hikayenin mahiyeti belirleyici bir role sahip. Hikayeni değiştir=Hayatını değiştir. Günlük hayatta karşılaştığımız bir takım negatif hadiselerden dolayı günün sonunda ‘bugün çok kötü geçti’ diyerek kendimizle ilgili negatif bir hikaye anlatıyoruz. Bu kırılmazsa kısır döngüye dönüşür.

3.     Benim stratejim. Kendine bir mentor ara. Hayatınla ilgili karar verirken o konudan anlamayan kişilere danışma. O konuda tecrübesi olan kişilere danış, en yakınındaki arkadaşlarına, akrabalarına danışma, eğer onlar bu konulardan anlamıyorlarsa.

Kongrenin son bölümünde ise değişik düşünce atölyeleri oluşturuldu. ‘Başarılı beraberliğin temelleri’ başlıklı atölyede eşler için şu pratik tavsiyeler yapıldı:

Bileşen 1: Birlikte Ebeveynlik (Gemeinsame Elternschaft)

·       Ebeveynlik aynı göz hizasında olmalı. Ebeveynlik ortak proje olarak görülmeli. Ebeveynlik birbirine bağlayan bir unsur olmalıdır.

Bileşen 2: Babaların modern çift-beklenti olan hem aktif baba hem meslekte başarı beklentisinden kurtulmaları.

·       Güçleri yetecek yük yüklenmeleri.

Bileşen 3: Tartışma kültürü.

·       Her tenkidi şahsi olarak almamak.

Bileşen 4: Fedakarlık.

Tripple-Stress: Aile-Meslek-Hobi

·       Bazen hobileri kısmak veya vazgeçmek gerekebilir. Aileye zaman ayırmak isteniliyorsa bu fedakarlıklar yapılabilmeli.

Bileşen 5: Güven

·       Partnerim gücü yettiğini yapıyor zaten, bunda şüphem yok!

·       Partnerim benimle ilgili iyi niyetli!

·       Partnerim eşit hak istiyor!

Bileşen 6: Kendinden sorumlu olma

·       Mutluluğun için kendin sorumlusun. Eşinin seni mutlu yapmasına bekleme, sen bir şeyler yap hem kendin hem karşı taraf için.

Bileşen 7: Birliktelik (BİZ)

·       Sevgi bakım, zaman, üretkenlik ve sabit birçok ritüel ister. Birlikte gülmek önemli. Küçük hediyeler önemli. Whats upp üzerinden gülücük sembolleri gönderilmesi bile önemli. Ortaklaşa tecrübe edilmiş anılara yatırım yapın maddi değerlere değil.

Bileşen 8: Kendine zaman ayırma

·       Kendimize de boş zaman ayırmalıyız. Kendimizi geliştirirken karşı tarafı da katabilmek, onun geri kalmamasını sağlamak.

Bileşen 9: Konuşmak

·       Sürekli sohbet etmek.

Bileşen 10: Değer veren kültür

·       Sevgi jestleri göstermek. Neyi daha iyi beceriyorsan onu çok ver. Birisi örneğin okuldaki veliler toplantısına gitmeyi seviyorsa o gitsin hep. Diğeri de banka işlerini beceriyorsa o işleri o üstlensin.

 

Eğer bir eleştiriyorsak beş kere de takdirde bulunmalıyız.


Sonraki Sayfa: Darulaceze Vakfı Sosyal Hizmetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Temaslarda Bulundu

Önceki Sayfa : 11 Şubat Günü Oberhausen'de: "Bağımlılık Esarettir"