Almanyada ilk koruyucu aileler arasında olan vatandaşlarımız Badiye ve Ahmet T. Ailesi tecrübelerini aktardı

Almanya’da koruyucu ailelik yapan Türkiyelilerin tecrübelerinden faydalanmak amacıyla koruyucu ailemiz ile 08.09.2015 günü Aile ve Sosyal Politikalar Ataşeliğinde bir görüşme gerçekleştirildi. Badiye ve Ahmet T. yaklaşık 36 yıldır Essen’de yaşamakta ve üç yetişkin kız çocuklarının yanı sıra himaye ettikleri iki oğulları var.
Çok samimi bir ortamda gerçekleşen toplantıda koruyucu aile olma düşüncesinin nasıl oluştuğunu, kendilerinin bu düşünceye nasıl ikna olduklarını ve akabinde yaşadıklarını ayrıntılı olarak anlattılar.

Koordinasyon Bürosu çalışanları tarafından önemli notların alındığı bu verimli söyleşinin sizler için kısaltılmış hali:

Koruyucu aile olma fikri nasıl oluştu?

Badiye Hanım: Bir gazete haberinde savaştan gelen çocukların ailelere verildiğini okumuştum. Bir de hastanede çocukların ailelere verilmesine şahit oldum. Bize bu çocukların gayet hızlı bir şekilde ailelere verildiği söylendi. Bunun üzerine biz de gençlik dairesine başvuruda bulunduk. Ama kararı birden vermedik, çok git geller yaşadık. İç dünyamızda zorluk çektik, ayrıca çevreden çok olumsuz baskı gördük.
Türkiye kökenli çocukların da olabileceğini hiç aklımızın ucundan bile geçirmemiştik. Bunu öğrendikten sonra bilhassa Türkiye kökenli çocuklara sahip çıkmak istedik, çünkü onların dilini, dinini ve kültürünü koruyabiliriz diye düşündük.

Koruyucu aile olabilmeniz ne kadar sürdü?

B.T.: Yaklaşık bir buçuk sene sürdü işlemlerimiz. Biz ilk Türk ailesiydik. 2008 yılındaydı, bize Essen şehrinde ilk Türk aileyle karşılaştıklarını söylediler. Bizden sonra çocuk alan Türk ailesinde bu süreç 8 ay ve daha sonraki ailede sadece 6 ay sürdü.
Ahmet Bey: Birçok kez gençlik dairesindeki görevli kişi ile görüştük. Kendisi bize üstleneceğimiz yükün büyüklüğünü göstermek için hep koruyucu aileliğin zor yönlerini anlattı. Ayrıca bizim hakkımızda çok incelemelerde bulundular. En küçük kızımızın okulundaki öğretmene bile bizi sormuşlar. Bizde hep vazgeçer gibi olduk, yine de içimizde bir şey bizi rahat bırakmadı. Bu süreç içerisinde gençlik dairesinin koruyucu ailelere yönelik eğitim seminerine katıldık ve çok da verimli geçti.

Bu seminerde neler yaşadınız?

B.T.: Oradaki Alman ailelerinin salt insani görevle çocuk aldıklarını görünce bir Müslüman olarak bende şu kanaat oluştu: ‘Bu iş artık bize farz!’
A.T.: Önce bize başka bir Türk çocuğunu vermek istediler fakat bu çocuğun annesi Müslüman bir aileyi kabul etmemiş. Sonra bir gün telefon geldi ve inanın hamile olmuş gibi heyecanlandık. Aslında bir çocuğun aile ile tanıştırılması ve ailelere verilmesi üç ay sürebiliyor. Biz ilk oğlumuzu 20 gün sonra evimize alabildik. O oğlumuz henüz iki yaşındaydı.
B.T.: Onu ilk gördüğümüzde o kadar duygulandık ki, sanki bizim çocuğumuz başkasının elinde ve onu geri almalıyız duygusu oluştu. Rabbim onun sevgisini veriyor. İlk gördüğümüzde saçları uzun ve dağınık, üstündeki kıyafetleri iki beden büyüktü onu ilk görüşte sevdik, bizim için dünyanın en güzel çocuğuydu.

A.T.: İlk aylar ve yıllar çok yorucu geçti. Çok uykusuz gecelerimiz oldu. Çok şeyden vazgeçtik biz yavrumuz için. Tam çocuklarımızı yetiştirmişken her şeye yeniden başladık.
B.T.: Küçük oğlumuza sünnet düğünü yaptık. O gün bir hocadan rica ettik, koruyucu aileler hakkında bilgilendirme yapması için. Bu da çok etkili oldu. Gençlik Dairesinden de yetkili kişiler vardı. O günün sonunda bize ‘Bu zamandan sonra artık çocuk sizindir’ dediler, ‘onu sizden artık kimse alamaz’. Onlardaki en son şüpheyi de gidermiş ve oğlumuzu o gün tüm çevremize tanıtmış olduk.

Çocuğu aldıktan sonra ne hissettiniz?

A.T.: Şunu söyleyebilirim: Şimdiye kadar verdiğimiz en doğru karalardan biri. Zor ama değer. Sonuçta amacımız insan kurtarmak. Çevremde gördüğüm olumsuz tepkilerden sonra şöyle dedim: Demek ki, yanlış insanlara emek vermişim. Şimdi ise doğru yere emek veriyorum. Tabii çevremizde bize “Eli öpülecek insanlarsınız”, veya “Sizin yeriniz cennetlik”, diyende oldu; onlarda bizi motive ettiler.
B.T.: İkinci oğlumuzu da kendisi 13 yaşındayken aldık, ancak kendisi ile önceden tanışıyorduk. Bize gelmeden önce bir çocuk koruma köyünde yaşıyordu. Biz o köyü ara sıra ziyaret ettiğimizden çocuğu da biliyorduk. O bizi hiç bir zaman bırakmadı, hep bize gelmek istedi. Oğlumuzun o zamana kadar yaşadığı çocuk koruma köyünden bizi bir gün aradılar ve “Biz onun maddî ihtiyaçlarını karşılayabiliyoruz, fakat onun çok sevgiye gereksinimi var, onu ancak siz verebilirsiniz” dediler. Aslında biz de çok yorulmuştuk ve yetişkin bir çocuğu almak kolay bir karar değildi. Onu alana kadar çok sancılar çektim.  O kadar ki hastalandım ve rehabilitasyona gittim.
Ahmet Bey tekrar bir çocuk alamayacağımızı söylüyordu. Ona hediye olarak bir tişört yaptım. Tişörtün önüne evimizin reisi diye yazdım ve arkasına da tüm aile fertlerinin isimlerini. İsimlerin arasına olacağımız çocuguğumuzun adını yazıverdim, oysaki bizim onu almamız daha henüz kesinleşmemişti. Dedim ki: “Hiç merak etme, ben senin yardımcın ve destekleyicinim. Biz birlikte omuzlayacağız.” Kendisi de tişörtü giyerken: “Sen ne diyorsun Hanım, sırtıma yüklemişsin bir yığın insanı, ben bunun altından nasıl kalkarım?” diye takıldı.

Sizce koruyucu ailelerin talep ve istekleri nelerdir?

A.T.: Büyük oğlumuz ile çok zor günler yasadık. 13 yaşındaydı evimize geldiğinde. Kurallara ve bize alışması kolay olmadı.
B.T.: Gençlik Dairesinin eğitim seminerleri var, fakat böyle koruyucu ailelere yönelik Türkçe seminerler yapılsa çok iyi olur.
Bir de diğer koruyucu aileler ile buluşma gerçekleştirilse yaşadıkları tecrübeleri birbirlerine aktarmaları çok faydalı olur.
Bazen yaptığımız işlerin başkaları tarafından önemsenmesi de koruyucu aileler için önemli olabiliyor. Mesela tanıdığımız bir aile baktığı çocuk ile sorun yaşadı, çocuğu geri vermeyi bile düşünüyorlardı. Ve o sıra koruyucu aileler ile bir tanıtım etkinliği yapıldı, koruyucu ailelere plaket verilecekti. O ailenin adını da kendilerinden habersiz kaydettirdik ve beraberce o toplantıya gittik. Aileye sahnede plaket verilmesi onlar için çok büyük bir motivasyon kaynağı oldu. Üstlendiğimiz görevin çok önemli olduğunu o bayan o gün daha çok fark ettiğini bana belirtti. Bazen toplumdan önemsenmek, önemli olduğumuzun hatırlanması bizim için bir motivasyon olabiliyor.

Koruyucu aile adaylarına tavsiyeleriniz nedir?

B.T.: Merhamet ve sabrı tavsiye ediyorum. Sabır zaman zaman tükenebiliyor, tam o noktada merhameti devreye sokmayı unutmasınlar. İşte o zaman zor görünen her şey bakın nasıl kolaylaşıyor.
Çok şeyden feragat edeceksiniz, çok büyük özveri göstereceksiniz, fakat karşılığında bir çocuğu ailenize ve toplumumuza kazanıyorsunuz. Gel gitler yaşayacaksınız, Koruyucu aile olma noktasında tam emin değilseniz size geçici koruyucu aile olmanızı tavsiye ederiz. Zaten siz geçici dönem bir çocuğa bakarsanız, o sevgiyi ve sıcaklığı tatmışsanız, bir daha vazgeçemeyeceksiniz.

Koruyucu aile olma konusunda hassasiyet nasıl artırılabilir?

B.T.: Belirli aralıklarla bilgilendirme etkinlikleri düzenlenmeli. Birde acaba Diyanet bu konuyla alakalı fetva çıkarabilir mi? Bence bu hususta özel bir fetva olmalı. Biraz bunun için kafa yorulmalı. Birde etkinlikler de birlikte yapılırsa daha büyük kitlelere ulaşılmasına vesile olur.
A.T.: Aileleri çocuklar alınmadan bilgilendirmeniz ve eğitimlerin sunulması önemli. Aile ve Sosyal Politikalar Ataşeliğinin de açılması ve Koordinasyon Bürosundaki bizleri anlayan uzman sosyal pedoglar ile hizmet vermesi çok isabetli oldu. Çalışmalarınızdan dolayı sizlere teşekkür ederiz. Koruyucu aile konusuyla geç de olsa artık devletin kurumsal olarak ilgilenmesi bizi çok memnun etti ve diğer koruyucu aile adaylarını motive edecektir.
B.T.: Mutlaka her insanın yüreğinde bir yetimin başını okşatabilecek kadar merhamet ve sevgi vardır. Yeter ki bir çocuk başı okşansın. Evlerimizin huzurlu ve bereketli olmasını istiyorsak yetim büyütmeliyiz.

Ataşeliğimizin davetini kırmayarak Konsolosluğa kadar gelip bu güzel ve faydalı söyleşiyi mümkün kılan ailemize Ataşe görevlimiz Engin DEMİR kendilerine temsil ve ifa ettikleri görevin ne kadar kıymetli ve kutsal oldugunu söyleyerek bundan soraki çalışmalarımızda birlikte hareket etmek istediklerini belirtmiştir. 


Sonraki Sayfa: Gelsenkirchen Gençlik Dairesi’nin ‘Göçmenler arasında koruyucu ailelerin sayısının artırılması’ konulu etkinliğine katılım

Önceki Sayfa : Ostereiden’de Türkiye kökenli vatandaşlarımızın kurup işlettiği çocuk yurdu ziyaret edildi