Aile Ağları ve Belediyelerin Dezavantajlı Ailelere Verebilecekleri Destekler Kongresi

18.01.2017 tarihinde Bochum Ruhr Üniversitesi’nde ‘Aile Ağları –küçümsenmiş, fakat paha biçilmez. Belediyelerde tek ebeveynli, çok çocuklu ve göçmen kökenli ailelere destek’ başlıklı bir bilimsel kongre düzenlendi. Kongreyi Eyalet Aile Bakanlığı ile birlikte çalışan Ruhr Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesine bağlı ‘Disiplinlerarası Bölge Araştırmalar Merkezi’ ZEFIR düzenledi.

Açılışı ZEFİR ekibinden sunucu Dr. David Gehne yaptı. Gehne konunun kurumlar arası ağ çalışması değil, ailelerin kendi kurdukları ağlar olduğunu ve bu konudaki bilimsel verileri paylaşmak istediklerini dile getirdi. Akrabalar ve arkadaşlar arası ağlar duygusal destek ve karşılıklı yardım oluşturuyorlar. Gündelik hayatın üstesinden gelmede işe yarıyorlar. Bu ağların hangi şartlar altında güçlendirilebileceğini açığa çıkarmak kongrenin bir amacıdır.

Selamlama konuşmasını Eyalet Aile Bakanlığı’ndan daire başkanı Klaus Bösche yaptı. Bösche, esas amaçlarının aile politikalarının gerçekten de ailelere ulaşmasını sağlamak olduğunu, bunun için destekleyici hizmetlerin kişilerin durumlarına uygun bir biçimde sunulması gerektiğini vurgulayarak söze başladı. Zaman içinde aile tasavvuru değişiyor, böylece çerçeve şartları da değişmektedir. Bu yeni şartlar farklılaştırılmış ve ağlandırılmış hizmetler gerektiriyor. Göçmen ailelerin esas sorununun nispeten daha yüksek bir yoksulluk rizikosuna sahip olmaları ve eğitim seviyesinin düşük olması olduğunu belirten Bösche önümüzdeki yasal dönemde yeni bir aile raporu hazırlayacaklarını dile getirdi. Bösche ‘Hiçbir çocuğu geride bırakmamak’ projesiyle aile bakanlığı olarak bu alandaki çalışmalara destek verdiklerini belirtti.

Bösche’ye göre eğer ailelere zor şartlar altında gündelik hayatın üstesinden nasıl geldiklerini sorsanız hep şu cevabı duyarsınız: ‘Akraba ve arkadaşların yardımı olmaksızın hiçbir şey olmazdı.’ Bu cevapta sosyal desteğin bu formunun ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Doğrudan ondan istifade edenler için, dolaylı yoldan bütün toplum için. Bugün için önemli olan husus ise bu özel ağlar nasıl güçlendirilebilir ve aile politikası ile gönüllü aktiviteler nasıl bir araya getirilebilir sorusudur.

Daha sonra kürsüye gelen Prof. Dr. Peter Strohmeier konuşmasına Amerikalı gelişim psikoloğu Urie Bronfenbrenner’in ‘İnsan gelişiminin ekolojisi’ teorisine atıfta bulunarak başladı. Bronfenbrenner Soğuk Savaş döneminde yaptığı karşılaştırmalı araştırmalarda Rus çocuklarının Amerikan çocuklarından daha mutlu oldukları sonucuna varıyor. Bunun sebebi ise çocukların yalnız büyümemeleri, aile içinde daha güçlü bağlarla büyümeleridir. Çocukların çevreden kaynak (resource) ihtiyaçları var. Burada sosyal ağ devreye girmektedir. İnsan sosyal ağ tarafından sosyal sermaye, ekonomik sermaye ve kültürel sermaye ile beslenmektedir.

Prof. Strohmeier, 2014 yılında ‘Hiçbir çocuğu geride bırakmamak’ projesi bağlamında 4400 (tek ebeveynli ve göçmen kökenli) aile arasında yaptıkları anketlerden elde ettikleri şu sonuçları paylaştı:
  • Alman aileler arasında sosyal destek eksikliği oranı %15 iken göçmen ailelerde bu oran %30.
  • Alman aileler arasında sübjektif hissedilen yoksulluk oranı % 25 iken göçmen ailelerde bu oran % 35.
  • Benzeri bir tablo 3-4 çocuklu ailelerde de söz konusu, onlar da kökenden bağımsız olarak göçmenlerin oranlarına yakın bir orandalar.
  • Normal aileler arasında sübjektif hissedilen yoksulluk oranı % 25 iken tek ebeveynli ailelerde bu oran % 60.
  • Yüksek eğitimli aileler arasında sosyal destek eksikliği oranı %15 iken düşük eğitimli ailelerde bu oran %30.
  • Hem tek ebeveynli hem de düşük eğitim(en fazla Hauptschulabschluss-orta okul diploması) seviyesinde bu oranlar daha da artmaktadır.
  • Hem göçmen hem de düşük eğitimli ailelerde hissedilen yoksulluk oranı % 55, sosyal destek eksikliği oranı %32.
Yüksek eğitimli göçmenlerin oranları genel ortalamaya yakın iken, düşük eğitimli göçmen ailelerde oranlar oldukça kötü. Sonuç olarak asıl faktör ‘eğitim seviyesinin düşüklüğü’ olarak belirlenebilir.
Yine bu farklılıklar yaşanılan şehirlerin semtlerine göre de değişiklik arz etmektedir. Bazı semtlerde ‘bize kimse yardım etmiyor’ diyen sosyal destekten yoksun insanların oranı % 50’yi bulmaktadır.
Sonuç olarak asıl problem alt sınıf (Unterschicht) problemidir. Eğitim farklılıklarıdır. Doktor olan çok çocuklu bir göçmen ailesi sorunlu bir durumda değil.

Bu konuşmadan sonra dört değişik forumda farklı bölgelerdeki değişik projelerin tanıtımı faslına geçildi.
Forumların bitiminden sonra ise Sosyal İnovasyon Eyalet Bürosu’ndan Wolfgang Wirtz bir konuşma gerçekleştirdi. Wirtz, ailelerin aile işini gerçekleştirmeleri için ‘güce’ ihtiyaçlarının olduğunu ve bunu da diğer ailelerle buluştukları zaman elde edebileceklerini dile getirerek konuşmasına başladı. Bu nedenle ağ çalışmaları önem kazanmaktadır. Eğer iyi oluşturulmuş irtibatlarla buluşmalar gerçekleştirilebilirse bu aileler için beraberinde cesaret, ümit, kaynak, beceri ve enerji getiriyor. Dolayısıyla ailelere buluşmalar için mekanlar sunmak gerekmektedir.
Kendi büroları ise bu alanda destek olmak için eyalet çapında dolaşıp hangi fikirlerin aileleri yaşadıkları yerde desteklemek için uygulandığını tespit etmeye çalışıyor.
Wirtz büro olarak iki temel görevlerinin olduğunu dile getirdi:
  1. Değişik bölgelerden topladıkları aileleri güçlendirmeye dair fikirleri eyaletteki her bölgeye taşımak
  2. Bu konuda çalışan aktörleri bir araya getirmek
‘Nerede birisi aktif? Hangi fikri var? Başkaları bu fikirden istifade edebilirler mi? Aktif olan o kişi ne diyor, hangi konuda yardıma ihtiyacı var? O zaman biz devreye giriyoruz ve desteklemeye çalışıyoruz’

Son konuşmacı ‘Eyalet ve Şehir Geliştirme Araştırmaları Enstitüsü’nden Isabel Ramos Lobato ‘Sosyal yönden karışık mahallelerdeki ailelerin karşılaşmaları ve iletişimleri’ başlıklı bir konuşma yaptı. Bu konuda bir doktora çalışması da bulunan Lobato sosyal yönden zayıf bölgelerin sosyal karışım stratejisiyle istikrara kavuşturulmaya çalışıldığı(zayıfın güçlüden öğrenmesi) ve fakat faydası konusundaki bilimsel bulguların çelişkili olduğunu ifade etti. Örnek olarak orta sınıf aileleri alt sınıflardaki ailelere aynı mahallede yaşasalar bile mesafe koyabiliyorlar. Bu konuda ailelerle niteleyici söyleşiler yapmışlar, oyun parklarında ailelerle görüşmüşler (rastgele irtibatların kaynak transferi açısından önemini ölçmek için) ve meslek personelleriyle söyleşiler gerçekleştirmişler (mahalledeki insanları bir araya getirmek için hangi rolleri bulunuyor). Vardıkları sonuç ise: ‘Salt karışım yeterli değil’. Aynı mahallede aynı (anaokulu) kurum otomatik olarak sosyal yakınlık oluşturmuyor. Kurumlarda sorumlu yöneticiler ilişkilerin kurulmasını desteklemeleri gerekir.


Sonraki Sayfa: KRV Eyaleti 10. Çocuk ve Gençlik Raporu Kamuoyuna Sunuldu

Önceki Sayfa : Darulaceze Vakfı Sosyal Hizmetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Temaslarda Bulundu