1. Uluslararası Kadınlar Zirvesi Yapıldı

10.12.2017 Pazar günü Aile ve Sosyal Politikalar Bakan’lığının himayesi altında Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD) Kadın Kolları’nın organize ettiği ‘1. Uluslararası Kadın Zirvesi’ gerçekleştirildi.

Zirvenin ‘Savaş ve Kadın’ üst başlığı altında ‘Bosna’dan Myanmar’a Savaşın Gölgesindeki Kadınlar’ konusu değişik ülkelerden gelen kadın aktivistler tarafından STK temsilcilerinden oluşan 200’ün üzerinde bir katılımcı ile paylaşıldı.

Zirveyi Avrupa Parlamentosu’nda Siyasal Danışman olarak çalışan Arzu MOUCHTAR yönetti.

Program, zirvenin konusuna ilişkin olarak dünyanın değişik bölgelerinde savaş mağduru kadınların durumlarının anlatıldığı bir tanıtım filmi ile başladı.

Daha sonra UETD Kadın Kolları Başkanı Ayşe AŞUT bir selamlama konuşması yaparak konuyu uluslararası kamuoyuna taşımak için böylesi bir zirvenin gerçekleştirildiği mesajını verdi.

Akabinde birinci konuşmacı olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Dr. Fatma Betül Sayan KAYA bir konuşma yaptı. KAYA UETD ve ASPB Düsseldorf Ataşeliğine organizeden dolayı teşekkür ettikten sonra Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın selamını iletti.

İlk olarak gündemde olan Kudüs konusuna değinen KAYA konuşmasını özetle şöyle sürdürdü: ‘Dünya siyasetinin gündeminde olan Kudüs’le ilgili kararı şiddetle kınıyoruz ve reddediyoruz. ABD’nin aldığı ve BM kararlarına da aykırı olan bu karar yok hükmündedir. Tarih boyunca Kudüs’te üç din barış içinde yaşadı. Türkiye barışa yönelik her adımı destekliyor. Cumhurbaşkanımızın dediği gibi Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir, onurumuzdur, namusumuzdur. Bu konuda hep birlikte ortak bir ses yükseltmek zorundayız. Zulmün karşısında dimdik ayakta durmalıyız.

Savaşların en büyük mağdurları yine kadınlardır. Savaşların aile ve toplum düzenini yıktıklarını görüyoruz. Dünya genelinde mültecilerin % 80’ini kadın ve çocuklar oluşturuyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası en büyük mülteci akını Suriye’de yaşandı. 12 Milyon insan mülteci durumunda. Türkiye olarak bize gelen mültecilere devlet, STK ve vakıflar olarak 30 Milyar Dolar üzerinde bir yardım yaptık. Aile Bakanlığı olarak 1,3 Milyon insana maddi ve sosyal yardım yapılıyor, kadın ve çocuklara psiko-sosyal destek veriliyor, iş ve eğitim desteği, meslek edindirme kursları ile bu mültecilerin topluma entegre olmaları sağlanıyor. Mülteci kadın, engelli ve yaşlılar diğer kadın, engelli ve yaşlı vatandaşlarımız gibi aynı hizmetlerden yararlanıyorlar. Bunu insani, ahlaki ve vicdani bir mesele olarak değerlendiriyor, onlara mülteci gözüyle bakmıyor, kardeşlerimiz olarak görüyoruz.

Savaşlarda en ağır travmaları kadınlar yaşamaktadır. Savaş kadınların yaşam biçimini kökten değiştiriyor, en ağır şekilde etkiliyor. Aslında savaşların da bir hukuku vardır, buna rağmen taraflar genellikle hedeflerine ulaşmak için her yolu meşru görüyorlar. Savaşta mağdur olan kadınlar göçün de beraberinde getirdiği fiziki ve psikolojik baskının mağduru oluyorlar. Bu nedenle yaşadıkları travmayı atlatabilmeleri için psiko-sosyal destek almaları en önemli destek biçimidir. Bunu sağlayabilmek için Bakanlığımızın 81 vilayetindeki Sosyal Hizmet Merkezleri’nde (SHM) psiko-sosyal destek verilmektedir. Kadınların gelişmesi güvenli ve istikrarlı ortamlarda mümkündür.

Türkiye’den el-Bab, İdlib gibi bölgelere geri giden mültecilere yardımlarımız orada da devam ediyor. Türkiye geçmişte Bosna’da olduğu gibi bugün Myanmar’da kadınlara yardım elini uzatmaya devam ediyor. Bangladeş’te Rohingya Müslümanların mülteci kampını ziyaretimizde tacize, tecavüze uğramış kadınlar, karnı açlıktan şişmiş çocuklar gördük. Arakanlıların bizi gördüklerinde gözlerinde parıldayan umut ışığını hayatım boyunca unutmam mümkün değil. Evet biz dünyanın en zengin ülkesi değiliz, ama en cömert ülkesiyiz.Birinci Uluslararası Kadın Zirvesi’nin devamı gelecek inşallah. Zirvenin savaş mağdurları kadınlara yardım konusunda iyi bir platform oluşturmasını bekliyoruz.’

İkinci konuşmacı olarak kürsüye Yemen’den Nobel Barış Ödülü sahibi kadın aktivist Tawakkol KARMAN davet edildi. KARMAN konuşmasında özetle şu konulara değindi:

'Kadınlar maalesef toplumda dışlanıyorlar, onun için kendilerinin liderlik konumuna geçmeleri önemli. Kadın hakları ve insan hakları diye ayırt etmemek lazım. Kadın hakları demek, insan hakları demek. Kadınlar özellikle hapislerde tutuklu oldukları dönemlerde bir çok şiddete maruz kalıyorlar. Nobel Barış Ödülü sahibi Myanmar Lideri Bayan Aung Sun Kyi’nin ülkesinde Rohingya müslümanları için acilen bir çözüm bulması lazım. Nobel Barış Ödülü sahibi olarak Filistine değinmeden geçemeyeceğim. Filistinliler temel insan haklarından mahrum oldukları müddetçe ben Dünya İnsan Hakları gününü kutlamıyorum.’

Üçüncü konuşmacı Güney Afrika’dan Dr. Danisa BALOYİ idi. BALOYİ konuşmasında sorunların en esaslı çözümünün eğitim, eğitim, eğitim olduğunu vurguladı. Önceliğin eğitime verilmesi, daha sonra iletişime ve daha sonra da topluluklar oluşturmak olduğunu uzun yıllar verdiği mücadelelerden çıkardığı bir ders olduğunu dile getirdi. Aktivizm ömür boyu sürmeli bazı zamanlarla sınırlandırılmamalı diyen BALOYİ, ‘Güç verilen bir şey değil, alınan bir şeydir.’ tespitini yaptı. Bu tür toplantılara katılıp ertesi gün bir şey yapmayınca sorunların çözülmeyeceğini vurgulayan BALOYİ ayağa kalkmak gerektiğini savundu. Biz başarılı olmada çoğu zaman kendi kendimize engeliz. Kendi kendimize engel kurmayı bırakmamız lazım. Çevremizdekiler „o başaramaz“ dedikçe biz başarmamız lazım.'

Dördüncü konuşmacı olarak KADEM Genel Başkanı Doç. Dr. Sare Aydın YILMAZ kürsüye davet edildi. YILMAZ konuşmasında düşüncelerini özet olarak şöyle paylaştı: ‘Ayrımcılığın ve ırkçılığın ne olduğunu Almanya’da büyüdüğüm için iyi biliyorum. Hiçbir mülteci anavatanını gönüllü olarak terketmez. Mutlaka bir sebebi vardır. Bugün Evrensel İnsan Hakları günü. Ancak Filistin’in halen süren sistemli işgalinden dolayı evrensel insan hakları gününü kutlamıyorum. Suriye’deki iç savaş 2011 yılında başladı, 470000 insan öldü, 11-12 Milyon insan yerinden oldu. 6 Milyon iç göç yaşandı, 4,8 Milyon kişi dış ülkelere göç etmek zorunda kaldı. 2,8 Milyon Suriye’li mülteci Türkiye’de barınmaktadır. Bunların % 80’i kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. Biz de Suriye’li kadınlara güçlü olun diyoruz. Savaşı erkekler başlatıyor, yükünü kadınlar kaldırıyor. Tıpkı Almanya’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra harabeye dönmüş ülkenin yükünü ilk olarak kadınların kaldırdığı gibi. Kanada Suriyeli mültecilere kucak açtığını söylüyor, ancak şimdiye kadar 35 000 insan aldı. Bu adaletsizlik değil midir? Biz inancımızdan ve kültürel olarak ensar olmayı bilen bir milletiz. Türkiye mülteci sorununu reel politik olarak görmüyor. Öyle olsaydı Avrupa gibi kapıları kapatırdık. Avrupa bu sorunu sosyal ve ekonomik yük olarak görüyor. Onlar için bu bir reel politik konusudur. Avrupa kapıları kapattıkça insan kaçakçılığı, organ mafyası arttı, kadınlık onuru çiğneniyor.

50000 kadın Bosna’da tecavüze uğradı. Bu tecavüzler Suriye’de de yaşandı. Biz bu kadınların hikayelerine sahip çıkmalıyız. Avrupa 3 Milyar Euro yardım sözü verdiği halde sadece 1,6 Milyar Euro ödedi. Avrupa olaya ekonomik yaklaşıyor, bu o zaman Türkiye için de ekonomik yük, neden sadece 1,6 Milyar  Euro ödüyorlar. Ama bu Türkiye için sorun değil. Biz devlet olarak STK ve vakıflarla birlikte 30 Milyar Dolar harcadık.’

Daha sonra Azerbaycan’dan Milletvekili Melahat İBRAHİMGİZİ bir konuşma yaptı. İBRAHİMGİZİ konuşmasında özetle şu noktaların altını çizdi:

‘Biz Azeri kadınlar olarak çok zorluklara maruz kaldık. 25 yıldır ülkemizin % 20’si işgal altında. Dağlık Karabağ’ın işgali yüzünden bir Milyon dahili mülteci var. Birçok kadın hayatını kaybetti, her türlü işkencelere maruz kaldılar, tecavüzler yaşadılar. Bunların hepsi insanlığın utanç sayfalarıdır. Hocalı katliamı uluslararası kamuoyunda insanlığa karşı suç olarak kabul edildi. Ancak savaş suçu işleyenlere yönelik yaptırımlar konusunda ciddi eksiklikler var. Yaptırımları gerçekleştirecek mekanizmalar yok, bunlar kurulmalıdır. Bu nedenle dünya beşten büyüktür bizim sloganımız olmalıdır. Biz burada konuşurken şu an dünyanın dört bir tarafında kadınlar öldürülüyor. Kadınların acısı büyüktür. 15 Milyon çocuk şiddet bölgelerinde yaşıyorlar. Kadın olmak asker olmaktan daha zordur. Cumhurbaşkanı R. Tayyip ERDOĞAN’ın dediği gibi ‘Erkek insanoğludur, kadın ise insandır.’ Bu zirve vesilesiyle barış ve dayanışma platformu oluşturabiliriz.'

Bir diğer konuşmacı olan Bosna’dan Sabiha HUSİC Bosna’da tecavüze uğramış kadınların dramından bahsetti. Yaptıkları anketlerden de ilginç rakamlar paylaşan HUSİC özetle şu bilgileri paylaştı:

‘Bugün kadın haklarını nasıl iyileştirebileceğimizi konuşacağız. Savaşta ‘mağdur’ olan kadınlar aslında mağdur değiller. Onlar hayatta kalabilmeyi başarmış insanlardır. Bosna’da Medica Zenica derneğini kurduğumuzda önce kendime yardımcı olmam gerektiğini anladım. Biraz önce sinevizyonda tecavüze uğramış kadınları dinledik. Evet bu kızlar korkunç işlerden bahsettiler. Cinsel şiddet bir savaş suçu olarak kabul edildi, bu durum suçun takibini kolaylaştırdı. Kadınların tecavüzden bahsetmeleri zor oluyordu. Aile ve toplumun tepkilerinden korkuyorlardı. Bosna’da bu korkuların kırılması için müftümüz bir fetva yayınladı. Bu fetvada tecavüze uğramış kadınların aileleri tarafından kabul edilmesi gerektiği bildiriliyordu. Biz merkezimizde güvenli evler oluşturuyoruz, kadınlar ve çocuklar için yemek, fiziksel-zihinsel tedavi, fert-gurup terapi hizmetleri ile kadınların yaşadıkları travmaların üstesinden gelebilmelerine yardımcı oluyoruz. Son 7 yılda erkeklere de terapi veriliyor. Erkekler savaşta insan öldürdükleri ve ölmekten korktuklarından dolayı travma yaşayabiliyorlar. Ayrıca 3000 erkek de cinsel şiddete uğradılar. Bunu savaş bittikten yedi yıl sonra dile getirmeye başladılar.  

Savaşta tecavüze uğramış kadınların bunun üstesinden gelebilmeleri için aile ve çocuklarına yardımcı olmak gerekir. Bu kadınlar barışta nasıl hayatta kalacağım derdindeler. Merkezimizde tecavüze uğrayan kadınlar üzerinde araştırmalar yaptık. Savaşın üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen travmalar devam ediyor. Bu kadınların % 57’si halen post travmatik hastalıklar yaşıyorlar. % 50’si her gün tecavüzü hatırlıyorlar. % 40’ı halen korku ve endişe yaşıyorlar. % 30’u halen fiziki ve sağlık sorunları yaşıyorlar. % 20’si yakın insanlarla ilişkide bulunma sorunu yaşıyorlar. Bu kadınların çoğu fakirlik içinde. Tecavüze uğrayan kadınların % 58’inde çocukları da etkileniyorlar.

Bu kadınların korunması ve desteklenmesi gerektiği halde dışlanıyorlar. Bu durum onların konuşmalarına mani oluyor. Hâlbuki bu kadınların yaşadıkları travmadan kurtulabilmeleri için duygularını paylaşmaya ihtiyaçları var. Ankete katılanların % 70’i damgalandıklarını bildiriyorlar. Biz onların şifa bulmalarına katkı sunabiliriz, damgalanmalarını engelleyebiliriz, günlük hayata tekrar katılabileceklerini gösterebiliriz.

Bütün Bosna Hersek’de olmasa da Bosna Federasyonu’nda tecavüze uğrayan kadınlara artık yasal destek veriliyor, ancak bu statüyü almaları zor. Memurlar kadınlara karşı ‘niçin kendini korumadın, kendini para için sattın, sen ailene zarar verdin’ vb. sözler kullanabiliyorlar. Bu tutum yüzünden kadınlar kendi kendilerini suçlu hissediyorlar. Yasanın çıktığı 2006’dan bu yana sadece 900 kişi bu statüyü elde edebildi. En cesurları bunu alabildi. Diğerleri utanç ve korku içinde yaşıyorlar.’

Daha sonra AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Meryem GÖKA söz alarak Kudüs kararını kınayarak konuşmasına başladı:

‘Almanya İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hızlı bir şekilde gelişti, bunu yaparken değerlerini, aile yapısını ve kültürü ihmal etti. Biz Türkiye olarak gelişirken değerlerimizle birlikte gelişeceğiz. Sanal devrimler, dijital zeka konularını tartışma seviyesine gelmiş bir insanlık için 2017 yılında Rohingya’lı Müslümanların öldürülmesi kabul edilir değil. Baloyi Hanımın dediği gibi gücü kendimiz almalıyız ve bu bilinci çocuklarımıza aktarmamız gerekiyor. Kendi gücümüzü kendimiz yaratmalıyız. Her biriniz faaliyet yapabilirsiniz, her biriniz değerlisiniz. 15 Temmuz’da sokaklara kadınlar olarak dökülünce hepimizin elinde bir ‘güç’ vardı.
Kalıcı barış için üç nokta önemlidir.

  1. Önlemek
  2. Adalet
  3. Katılım

BM’nin bu konuda sorumluluğu bulunmaktadır. Ancak önleyici çalışmalar neredeyse yok. Failleri adaletin önüne getirmeliler. Bu da gerçekleşmiyor. Mağdur kadınların hayata tekrar katılımları sağlanmalıdır. Bu zirvedeki bu enerji ve gücü devam ettirmek lazımdır. Burada kalmamalıdır.’

Son konuşmacı olarak Güney Afrika’dan Hawa Bibi KHAN kürsüye davet edildi. KHAN Afrika kıtasının yüz yıllardır çektiği acılarına değinerek şu noktaları paylaştı:

‘Afrika on yıllardır acı çekiyor, bu zirveyi düzenlediğiniz için Afrika adına size teşekkür ediyorum. Biz özgürlüğümüz için mücadele ediyoruz. Ve bu mücadele halen devam ediyor. Yaşadığımız acılara karşı nasıl mücadele ettiğimizi size anlatıp yüreğinizi rahatlatarak bu toplantıdan ayrılmanızı istiyorum. Yaşanan travmaların üstesinden gelmek için sevginin nasıl yardımcı bir unsur olduğunu paylaşmak istiyorum. Afrika kıtası çok güzel bir kıtadır, en büyük mineral kaynaklarının bulunduğu bir kıtadır. Gökyüzünde yıldızları ışıl ışıl parlar, buna rağmen tecavüze uğramıştır, yağmalanmıştır. Afrika zengindir, ancak bağışlarla yaşıyor. Afrika hepimizi besleyen bir annedir.

Güney Afrika’da Apartheid rejimi döneminde çocuklar annelerinden tecrit ediliyorlardı. Afrikalılara insanlık hakkı verilmedi. % 20 civarında olan beyaz nüfusun oy hakkı vardı, siyahilere tecavüz ettiler, işkenceler yaptılar, parasız çalıştırdılar. Böylece siyahilerin özgüvenleri kökünden mahvedilmişti. Beyaz çocukların okul masrafları için 500 Euro ayrılırken, Asya kökenliler için 150 Euro, siyahiler için 10 Euro ayrılıyordu. Sonuç olarak özgüvenimiz yoktu, kendimizi değersiz hissediyorduk. Beyaz topluluk, uluslararası topluluk bizim başarılı olmamızı istemiyordu. Batı medyası sizlerin de zihninde gerçeği yansıtmayan bir yanlış Afrika imajı oluşturdu. Apartheid sonrası iktidar beyazların ekonomik gücüne dönüştü. Kadınlar şiddet mağduru oluyorlar, alkol ve uyuşturucu problemleri yaygın. O kadar yozlaşma içindeyiz ki, kendi içimizde şiddet gösteriyoruz. Peki buna karşı ne yaptık? Dini kurumlar en büyük destek oldu. En büyük destek anneler, anneanneler oldular. Geniş ailenin desteği önemliydi. Hiddetimizi dönüştürmeye çalışıyoruz, affetmek istiyoruz, sevgi ve merhamet içinde yaşıyoruz. Peki sevgi nedir? Sevgi, başkasının acısını anlamaktır. Sevgi sahibi olabilmek için iyilikle, sabırla yol almalıyız. Merhamet sevginin en yüksek şeklidir.’

Konuşmalardan sonra podyum tartışmasına geçildi. Orada sorulan sorulara verilen cevaplarda dikkat çeken başlıklar şunlardı:

‘Güney Afrika’da halen eşitsizlikler, işsizlik ve fakirlik vardır. Siyasi emansipasyon gelişti belki ama 10 aile bütün ülkeyi kontrol ediyor. Halbuki bu ailelerin zenginliği kölelik sayesinde gelişti. Bunu paylaşmanız gerekiyor diyoruz. Radikal ekonomik değişiklik talep ediyoruz. Siyahi kadınlar en alttakilerin de dibinde bulunmaktadırlar.’(Baloyi)

‘Kadın gülerse cihan güler.’(İbrahimgizi)

‘Mültecilerin en çok psiko-sosyal desteğe ve eğitime ihtiyaçları var. Burada uluslararası toplumda dayanışma eksikliği var, anlaşmalar var fakat uygulanmıyor.’(Göka)

‘Savaş alanındaki kadınlara nasıl yardım yapılabilir? İnsanların karınlarını doyurmak yeterli değil, bu insanlara sadece balık veriliyor, olta verilmeli. Sunulan yardımların gözden geçirilmesi gerekiyor.’(Khan)

’20 yıl önce cinsel şiddet kavramı kullanılamıyordu. Kullanılabilmesi çok önemli oldu. Zira böylece kriminal bir eylem olduğu anlaşıldı. Hiçbir üniversitede travma konusunda eğitim verilmedi. Çocukları korumak için savaşta tecavüze uğrayan kadınlar gündeme getirilemedi. Ama anladık ki, bu çocukları korumuyor. Çocuklar kendi başlarına anneleriyle ilgili birşeylerin olduğunu anladılar ve acı çekmeye başladılar. İkinci bir sorunumuz Bosna savaşı okullarda gündeme gelmiyor. İki ay önce yaptığımız bir ankete göre üniversiteye gidenlerin % 80’i kadınlara tecavüzün olduğuna inanmadılar.’ (Husic)

Saat 10.00 sularında başlayan program planlandığı gibi iyi bir yönetimle 17.00’de hediye takdimiyle son buldu.


Sonraki Sayfa: TBMM İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu İle Çalışma Toplantısı

Önceki Sayfa : Koruyucu Aile Bilgilendirme Etkinliğine Davet - 17.12.2017 MOERS